Şehirde Bisiklet: this mp3 audio file was automatically transcribed by Sonix with the best speech-to-text algorithms. This transcript may contain errors.
Belkıs:
Merhaba, BBS – Podcast'e hoş geldin. Ben Belkıs.
Kerem:
Ben de Kerem. Bugün seninle, bizim de birbaskaspor.com'da üzerine epey kafa yorduğumuz, hatta bol bol yazdığımız bir konuyu masaya yatırıyoruz. Şehirde bisiklet…
Belkıs:
Aynen öyle Kerem. Yani şehirde pedal çevirmek bir yandan müthiş bir özgürlük hissi değil mi? Ama diğer yandan da, bazen kabul edelim, resmen bir hayatta kalma mücadelesi gibi.
Kerem:
Maalesef maalesef öyle.
Belkıs:
İşte bu sohbetimizde senin bize getirdiğin kaynakları ki aralarında bizim sitedeki notlarımız var, çeşitli makaleler ve hatta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bayağı detaylı bir rehberi de bulunuyor. Biraz deşeceğiz.
Kerem:
Evet…
Belkıs:
Amacımız ne peki? Yani neden şehirde bisiklet kullanmak harika bir fikir, bunu bir anlayalım. Sonra karşılaştığımız zorlukları da dürüstçe konuşalım istiyorum. Ve tabii en önemlisi şehirlerimizi nasıl daha bisiklet dostu yaparız bunun ipuçlarını arayalım.
Kerem:
Çok güzel özetledin Belkıs. Zaten birbaskaspor.com'daki ana motivasyonumuz da bu: Deneyimleri paylaşmak, bir farkındalık oluşturmak ve tabii, çözümler üzerine birlikte düşünmek.
Belkıs:
O zaman başlayalım mı?
Kerem:
Hadi dalalım. İlk soru: Neden şehirde bisiklet? Yani kişisel olarak beni çeken ne? Birincisi o sıkışık trafik var ya, ondan kurtulmak, şöyle akıp gitmek.
Belkıs:
Oh evet, en büyük motivasyonlardan biri o kesinlikle.
Kerem:
İkincisi de günün koşturmacası içinde, hani fark etmeden, araya bir egzersiz sıkıştırmak. Şehrin içinde kendi hızında rüzgarı hissederek gitmek. Yani bunun keyfi bambaşka.
Belkıs:
Kesinlikle bu kişisel motivasyonlar çok güçlü Kerem. Ama bir de işin daha geniş toplumsal fayda boyutu var. Bu da en az kişisel keyif kadar önemli bence. Mesela ekonomik taraftan bakalım.
Kerem:
Tabi…
Belkıs:
Bisiklet dediğin doğal kaynakları çok daha az tüketen, enerji açısından verimli bir araç. Belediyelerin o devasa yol yapım bakım masraflarını azaltıyor. Hatta şey bile var: araştırmalar gösteriyor ki bisiklet kullanımı artınca o bölgedeki yerel dükkanlar, esnaf canlanıyormuş.
Kerem:
Aaa ilginçmiş o. Neden acaba?
Belkıs:
Çünkü bisikletle arabayla geçen birine göre çok daha kolay durup bir dükkana girebiliyor, bir kahve alabiliyor, daha yavaş, daha etkileşimli bir hareketlilik sağlıyor.
Kerem:
Mantıklı. E tabi bir de bireysel ekonomi var. Düşünsene aylık ulaşım kartı ya da benzin parası yok. Park yeri arama, park parası verme derdi yok. Sigorta, vergi, bakım gibi masraflar neredeyse sıfır.
Belkıs:
Aynen…
Kerem:
Özellikle işe gidip gelmek gibi. Düzenli yolculuklarda eğer mesafe de makul ise bisiklet uzun vadede cidden ciddi bir tasarruf demek.
Belkıs:
Gelelim çevreye olan faydasına. Belki de en çarpıcı tarafı bu. Hava kirliliği azalıyor, şehirlerdeki o sürekli gürültü hafifliyor. Neden? Çünkü fosil yakıt…
Kerem:
Yok. Sıfır emisyon.
Belkıs:
İşte o karbon emisyonu meselesi var ya, oradaki rakamlar inanılmaz Kerem. Bakanlık kılavuzunda gördüm, otomobille gittiğin her kilometre için ortalama 271 gram karbondioksit salıyorsun atmosfere. Bisiklette bu sadece 21 gram.
Kerem:
Vay canına!
Belkıs:
Yani %92 daha az. Şöyle bir düşün: Her gün işe arabayla gidip gelen sadece 1.000 kişi bisiklete geçse, bu şehrin havasından yılda tonlarca, yani yüzlerce dönümlük bir ormanın temizlediği kadar karbondioksit eksiliyor. Bu kadar net bir etki.
Kerem:
Bu rakamlar gerçekten durumu çok net koyuyor ortaya Belkıs. Yani, iklim kriziyle mücadele falan diyoruz ya, birey olarak yapabileceğimiz en somut, en etkili şeylerden biri belki de bu. Her pedal çevirişimiz aslında hem kendimiz hem de gezegen için daha temiz bir nefes yani.
Belkıs:
Bir de işin sağlık boyutu var ki, onu da atlamayalım. Yani Türkiye'de genel olarak yeterince hareket etmiyoruz, bu bir gerçek. Rakamlar pek iç açıcı değil. Her 4 kişiden 3'ü fiziksel aktivite açısından yetersiz deniyor.
Kerem:
Maalesef öyle.
Belkıs:
E bisiklet, bu durumu değiştirmenin en keyifli, en pratik yollarından biri. Düzenli bindiğinde kalp hastalıkları, diyabet hatta bazı kanser türleri gibi pek çok kronik hastalık riskini azaltıyor. Ruh sağlığımıza iyi geliyor. Genel yaşam kalitemizi artırıyor.
Kerem:
Hatta Amsterdam Üniversitesi'nde yapılmış ilginç bir çalışma var Belkıs, ona denk geldim. Diyor ki, Haftada sadece üç kez, altışar kilometrelik bisiklet yolculuğu yapmak bile, sağlık açısından hiç binmeyene kıyasla biyolojik olarak 10 yaş daha genç kalmaya eşdeğer bir fayda sağlayabilirmiş.
Belkıs:
Ciddi misin?.. 10 yaş?..
Kerem:
Evet, evet… Yani bisiklet sadece ulaşım aracı değil, resmen gençlik iksiri gibi bir şey.
Belkıs:
Bu bilgi harika. Şimdi tüm bu faydaları duyunca insan diyor ki tamam hemen atlayayım bisiklete. Ama gel gör ki Kerem, şehir sokaklarına adım atınca, daha doğrusu pedalı çevirince işin rengi biraz değişebiliyor. Bizim birbaskaspor.com'da da sık sık yazdığımız, tartıştığımız, hatta bazen isyan ettiğimiz o can sıkıcı gerçekler var değil mi?
Kerem:
Maalesef var Belkıs. Keşke her şey bu konuştuğumuz kadar ideal olsa. Ama sahadaki durum farklı. En büyük dertlerden biri trafik ve tabii diğer sürücülerle olan, nasıl diyeyim, ilişkimiz.
Belkıs:
İlişki denirse tabii!..
Kerem:
Yani… Sağ aynasına bakma kültürü olmayanlar mı ararsın, aniden kapıyı açıp seni yere serenler mi? Bisikletliyi resmen yok sayıp sıkıştıranlar mı? Bizim sitede hatta bir tabirimiz var. Sağ aynaya alerjisi olan usta şoförler!.. Durumu özetliyor galiba. Genel bir saygı ve farkındalık eksikliği var trafikte.
Belkıs:
O aniden açılan kapılar gerçekten korkulu rüya yaa!.. Park etmiş bir arabanın yanından geçerken hep böyle bir tetikte olma hali, bir de genel dikkatsizlik, hatta bazen kasıtlı gibi duran tacizler olabiliyor! Korna çalmak, bilerek üstüne sürmek gibi şeylerle maalesef çok karşılaşıyoruz. İşte bu yüzden de o bahsettiğimiz resmi rehberlerde bile güvenlik ve planlama bu kadar ön planda tutuluyor. Çünkü güvende hissetmediğin bir yolda kimse bisiklete binmek istemez ki.
Kerem:
Gelelim altyapı sorunlarına. O başlı başına bir destan konusu Belkıs. Çoğu yerde doğru düzgün bisiklet yolu yok zaten.
Belkıs:
Evet, temel sorun bu.
Kerem:
Olan yerlerde ise ya bakımsız, böyle yamalı bohça gibi, ya da sürekliliği yok. Bir yerde başlıyor, 100 metre sonra pat diye bitiyor. Nereye gideceksin? En trajikomik olan ne biliyor musun? O zar zor yapılmış kısıtlı sayıdaki bisiklet yollarının otopark olarak kullanılması.
Belkıs:
Ah evet!
Kerem:
Arabalar park ediyor, dükkanlar önüne eşyasını yığıyor. Hatta bizim sitedeki o meşhur listeye de girmişti. Bisiklet yolunda mangal yapanlar bile gördük biz. İnanılır gibi değil ama gerçek.
Belkıs:
Evet ya o mangal vakası unutulmazdı. Bir de şey var. O meşhur mazgallar, yağmur suyu ızgaraları. Bazıları öyle bir tasarlanmış ki resmen bisiklet tekerleği tam arasına girsin diye yapılmış sanki. Tam bir tuzak!
Kerem:
Kesinlikle.
Belkıs:
İşte tüm bunlar aslında ne kadar temel bir altyapı ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Oysa o kılavuzlarda falan her şey ne güzel anlatılmış. Ayrılmış bisiklet yolları şöyle olmalı, paylaşımlı alanlar böyle düzenlenmeli, yol yüzeyinin kalitesi şöyle olmalı, aydınlatma standartları bu olmalı… Ama iş uygulamaya gelince büyük boşluklar var.
Kerem:
Entegrasyon meselesi de çok kritik Belkıs. Yani bisikletini toplu taşımayla birleştiremiyorsan, kullanım alanın çok daralıyor. Otobüse bisikletle binmek çoğu zaman ya yasak ya da şoförün iki dudağının arasında.
Belkıs:
Evet tamamen keyfi.
Kerem:
Trenlerde, metrolarda özel alanlar ya yetersiz ya hiç yok. Oysa dünyada "Bike & Park" yani güvenli bisiklet park yerleri ve "Bike & Ride" yani bisikletini toplu taşıma ile birleştirme sistemleri çok yaygın. Otobüslerin önünde taşıma aparatları oluyor, istasyonlarda kilitli park üniteleri… Bunlar olmayınca bisiklet daha çok böyle hafta sonu gezintisi aracı gibi kalıyor maalesef.
Belkıs:
Coğrafi engelleri de unutmayalım Kerem. Özellikle İstanbul gibi yokuşlu şehirlerde yaşayanlar iyi bilir. O dik yokuşlar hele bir de sıcak havada insanı gerçekten yıldırabiliyor.
Kerem:
Hem de nasıl!..
Belkıs:
Tamam, elektrikli bisikletler biraz çözüm oluyor bu konuda ama yine de şehir planlanırken eğimlerin dikkate alınması lazım sanki.
Kerem:
Kesinlikle. Bir de yayalar ve yaşanan durumlar var tabii. Bisiklet yolunu kaldırım sanıp orada yürüyenler, aniden önüne atlayanlar. Hatta son zamanlarda bir de şey türedi… Kendini bisiklet sanan o elektrikli scooterlar falan var ya, o küçük, ne olduğu belirsiz araçların bisiklet yollarını işgal etmesi de ayrı bir dert oldu.
Belkıs:
Evet, onlar da ayrı bir karmaşa yarattı.
Kerem:
Yani özetle şehirde bisikletli olmak demek hem motorlu taşıtlarla, hem yayalarla, hem de yetersiz altyapıyla sürekli bir mücadele içinde olmak gibi bir şey şu anki durum.
Belkıs:
Peki Kerem, bu kadar sorundan bahsettik. Tablo biraz karamsar çizdik belki ama çözümsüz değiliz herhalde değil mi? Yani bu zorlukları nasıl aşarız? Şehirlerimizi gerçekten bisiklete daha uygun hale getirmek için neler yapılabilir? Nereden başlamalı?
Kerem:
Elbette çözümler var Belkıs. Umutsuz değiliz. İşte burada yine o başta söylediğimiz planlama ve doğru altyapı yatırımları devreye giriyor. İşin temeli sağlam bir bisiklet ulaşım ana planı oluşturmak. Artık yeni imar planlarında bisiklet yolu zorunluluğu getirilmesi önemli bir adım ama sadece kağıt üzerinde kalmamalı.
Belkıs:
Uygulama önemli…
Kerem:
Ve bu planlar yapılırken de mutlaka sahadaki kullanıcıların, yani bizlerin, bisiklet derneklerinin görüşleri alınmalı. Bakanlık kılavuzunda da öneriliyor mesela; yerel bisiklet komiteleri kurulsun diyor. Bu katılım çok değerli çünkü hangi güzergah öncelikli, nerede ne sorun yaşanıyor bunu en iyi kullanıcı bilir.
Belkıs:
Veri toplamak da bu planlamanın olmazsa olmazı sanırım. Yani nereler daha çok kullanılıyor, kazalar nerede yoğunlaşıyor, hangi saatlerde trafik artıyor bunları bilmek lazım. Anketler yapılabilir, hatta yollara elektronik sayaçlar konup bisiklet trafiği ölçülebilir. Böylece atılacak adımlar daha doğru olur.
Kerem:
Aynen öyle, veriye dayalı planlama şart. Sonrasında ise iş altyapının doğru tasarımına geliyor. O kılavuzlarda farklı yol tipleri tanımlanmış. Araç trafiği ile paylaşılan yollar var. Sadece bir çizgiyle ayrılmış bisiklet şeritleri var. Bir de fiziksel olarak ayrılmış bisiklet yolları var.
Belkıs:
En güvenlisi o fiziksel ayrım sanırım.
Kerem:
Tabii ki, en ideali o. Bunlar da araç yolunun hız limitine göre farklı şekillerde ayrılabiliyor. Mesela o esnek plastik direkler var ya, onlara delinatör deniyor, onlarla ayırmak bir yöntem. Ya da arada küçük bir yeşil alan veya kaldırım gibi bir refüj bırakmak. Bazen de yol seviyelerini farklılaştırıyorlar, yani kot farkı yaratıyorlar. Hatta bazı ülkelerde şehirlerarası bisiklet otobanları bile var; düşünebiliyor musun?
Belkıs:
Vay be! Sadece yolu yapmakla bitmiyor tabii. Yolun kalitesi, yüzeyi düzgün mü, çukurlar var mı? Özellikle gece kullanacaklar için aydınlatması yeterli mi? Ve en önemlisi bakımı yapılıyor mu düzenli? Bozuk bir zeminde ya da zifiri karanlıkta kimse sürmek istemez.
Kerem:
Çok doğru.
Belkıs:
O bahsettiğin tehlikeli mazgallarında standartlara uygun tekerleğin girmeyeceği tasarımlarla değiştirilmesi lazım. Basit gibi görünüyor ama hayat kurtaran detaylar bunlar.
Kerem:
Entegrasyon çözümlerine gelirsek. "Bike & Park" için toplu taşıma merkezlerine, işyerlerine, okullara güvenli hatta belki kapalı, kameralı bisiklet park yerleri şart. "Bike & Ride" içinse otobüslere o basit taşıma aparatları takılabilir. Tren ve metrolarda bisikletliler için özel vagonlar veya bölümler ayrılabilir. Vapurlara, feribotlara iniş biniş kolaylaştırılabilir. Hatta o kılavuzda şey bile vardı; bisiklet taşıma aparatı olan taksi seçeneği bile düşünülmüş.
Belkıs:
İlginç bir fikirmiş gerçekten.
Kerem:
Şehirlerdeki bisiklet kiralama sistemlerinin de toplu taşımayla entegre çalışması lazım. Yani bir duraktan alıp başka durakta bırakabilmek önemli. Ve tüm bu ağın kesintisiz olması lazım Belkıs. Bir kavşağa gelince bir köprüye veya alt geçide varınca yol bitmemeli, bağlantı sürmeli.
Belkıs:
Güvenlik sadece fiziksel altyapıyla da ilgili değil tabii. Trafik işaretleri ve kurallar da çok önemli. Bisiklet yollarının başlangıcını, bitişini, kurallarını net gösteren tabelalar olmalı. Kılavuzda örnekleri var: Mecburi bisiklet yolu, motorlu taşıt giremez gibi.
Kerem:
Evet, o tabelalar önemli.
Belkıs:
Kavşak tasarımları da kritik. Mesela "BikeBox" diye bir şey var. Trafik ışıklarında en önde, arabalardan da önce bisikletlilerin beklemesi için yere çizilen genelde renkli özel alanlar. Bu hem bisikletlinin görünürlüğünü arttırıyor hem de kalkışta avantaj sağlıyor. Trafiği yavaşlatmaya yönelik kasisler, yol daraltmaları gibi trafik sakinleştirme yöntemleri de bisikletli için daha güvenli bir ortam yaratıyor.
Kerem:
Ve tabii ki eğitim ve farkındalık… Bu şart. Sadece bisikletlilere değil, asıl otomobil sürücülerine ve yayalara yönelik kampanyalar düzenlenmeli. Herkesin yol kurallarına uyması ve en önemlisi birbirine saygı göstermesi gerekiyor.
Belkıs:
Kesinlikle…
Kerem:
Kurallara uymayanlar için denetimler ve yaptırımlar da olmalı tabii. Hatta ilginç bir öneri vardı o kılavuzda: Trafik cezası alan bir sürücüye ceza indirimi karşılığında güvenli sürüş veya bisikletli farkındalık eğitim alma seçeneği sunulabilir diyor. Fena fikir değil aslında.
Belkıs:
Mantıklı olabilir.
Kerem:
Bir de CPTED (Crime Prevention Through Environmental Design) diye bir kavramdan bahsediliyor. Yani çevre tasarımıyla suç önleme. Bu şu demek: Bisiklet park alanları gibi yerleri iyi aydınlatılmış, kolay görülebilir, ıssız olmayan şekilde tasarlayarak hırsızlık gibi suçları daha en baştan azaltmaya çalışmak. Akıllıca bir yaklaşım bence.
Belkıs:
Peki Kerem, dünyada bu işi iyi yapan, bize ilham verebilecek örnekler var mı? Nerelere bakabiliriz?
Kerem:
Şöyle iyi uygulamalar nerede?
Belkıs:
Olmaz mı?
Kerem:
Hollanda deyince zaten akan sular duruyor. Özellikle Utrecht şehri hep örnek gösterilir dünyanın en bisiklet dostu kenti diye. Ülke genelinde bisikletin ulaşım içindeki payı %25-30 civarında. Bazı şehirlerde %40'ı bile geçiyor. Düşünsene, kişi başına düşen bisiklet sayısı insan sayısından fazlaymış.
İnanılmaz!
Eindhoven'da Hovenring diye sadece bisikletliler için yapılmış havada asılı duran devasa bir köprüleri var mesela. Çok ikonik bir yapı. Almanya bisikleti toplu taşıma ile entegre etme konusunda çok iyi. Danimarka, özellikle Kopenhag, müthiş bir bisiklet altyapısına sahip. Uzak Doğu'ya bakarsak Japonya'da insanların %15'i işe bisikletle gidiyormuş. Belçika, Norveç gibi ülkelerde bisiklet yollarına ciddi paralar yatırıyorlar.
Belkıs:
Bir de Eurovelo Ağı diye bir şey duymuştum, o nedir tam olarak Kerem? Biraz açar mısın?
Kerem:
Eurovelo, Avrupa Kıtası'nı böyle boydan boya geçen, yaklaşık 90.000 kilometre uzunluğunda, 17 tane uzun mesafeli bisiklet rotasından oluşan bir ağ aslında. Amacı hem uluslararası bisiklet turizmini canlandırmak hem de bu rotaların geçtiği yerlerde yaşayan insanların günlük hayatta da bisikleti kullanmasını kolaylaştırmak. Belirli standartları var. Güvenlik, konfor, tabelalar falan gibi. Türkiye'nin de bu ağı bazı rotalarla dahil olma hedefi ve çalışmaları sürüyor. Bu hem turizm potansiyelimiz için hem de ülke içindeki bisiklet standartlarının yükselmesi için bence önemli bir gelişme olabilir.
Belkıs:
Güzel haber bu. Gelelim Türkiye'ye o zaman bizde durum ne? Umut veren gelişmeler, böyle öne çıkan şehirler var mı?
Kerem:
Türkiye'de de son yıllarda özellikle bazı belediyelerin çabalarıyla önemli adımlar atılıyor, hakkını yemeyelim. Konya, sahip olduğu kilometrelerce bisiklet yolu ile bu konuda başı çeken şehirlerden biri. Eskişehir, Sakarya, Kayseri, İzmir, Antalya ve tabii İstanbul'da da özellikle sahil şeritlerinde ve yeni geliştirilen bölgelerde bisiklet yolu çalışmaları görüyoruz.
Belkıs:
Evet, özellikle sahil bantlarında yapılıyor genelde.
Kerem:
Sağlık Bakanlığının birkaç yıl önce okullara ve belediyelere yüzbinlerce bisiklet dağıtma projesi vardı. O da farkındalık açısından önemliydi. Ayrıca yasal düzenlemeler de yapıldı. 2015 ve 2019'da bisiklet yolları yönetmelikleri güncellendi, imar kanununa yeni planlarda bisiklet yolu yapımını zorunlu kılan maddeler eklendi.
Belkıs:
Yani hem yasal bir çerçeve oluşuyor yavaş yavaş, hem de bazı şehirlerde fiziksel yatırımlar yapılıyor. Ama genel tabloya baktığımızda, henüz o Hollanda, Danimarka seviyesinde bir yaygınlıktan ve bütünlükten söz etmek zor sanırım, değil mi Kerem?
Kerem:
Kesinlikle Belkıs. Potansiyelimiz çok yüksek ama daha yolun başındayız diyebiliriz. Özellikle büyük şehirlerde mevcut altyapının kalitesi, sürekliliği, güvenliği ve diğer ulaşım türleriyle entegrasyonu konusunda ciddi eksikler var. Yapılan yolların standartlara uygunluğu ve sonrasındaki bakımı da ayrı bir tartışma konusu tabii. Ancak, niyeti ve atılan adımları da görmezden gelmemek lazım. Önemli olan bu çabaların artarak devam etmesi ve daha bütüncül, daha planlı bir yaklaşımla ele alınması.
Belkıs:
O zaman bugünkü sohbetimizi şöyle bir toparlayacak olursak Kerem; ne gibi anahtar çıkarımlar yapabiliriz? Şunu gördük ki bisiklet, hem bireysel hem de toplumsal olarak sağlık, çevre ve ekonomi açısından müthiş faydalar sunan bir ulaşım aracı. Net…
Kerem:
Net…
Belkıs:
Ancak şehirlerimizde bisiklet kullanmak istediğinde işte o yetersiz ve güvensiz altyapıdan tut da trafik kültüründeki sorunlara kadar bir dizi engelle karşılaşman oldukça muhtemel. Bu da bir gerçek.
Kerem:
Maalesef bu da gerçek. Çözüm ise sihirli bir değnek de değil. İyi bir planlama gerekiyor. Standartlara uygun, kesintisiz ve güvenli altyapı yatırımları gerekiyor. Ve belki de en önemlisi trafikteki tüm paydaşlar, yani sürücüler, bisikletliler ve yayalar arasında karşılıklı saygıya ve farkındalığa dayalı bir kültürün gelişmesi gerekiyor.
Belkıs:
İşte kilit nokta bu galiba. Karşılıklı saygı ve farkındalık.
Kerem:
Aynen öyle. Ve bu noktada aslında senin de yani bizi dinleyen herkesin de bir rolü var. Hem yaşadığın şehirde daha iyi bisiklet koşulları talep ederek yerel yönetimleri harekete geçirebilirsin, hem de trafikte bir sürücü, yaya veya bisikletli olarak daha dikkatli ve saygılı davranarak, bu kültürel değişime katkıda bulunabilirsin. Bu konuda daha fazla fikir alışverişi yapmak, kendi deneyimlerini paylaşmak istersen, seni (dinleyicileri) her zaman birbaskaspor.com'a bekleriz. Orada tartışmaya devam edebiliriz.
Belkıs:
Bu keyifli ve gerçekten bilgilendirici sohbet için çok teşekkürler Kerem. Ve tabii ki BBS – Podcast'i dinlediğin için sana da (dinleyicilere de) çok teşekkürler.
Kerem:
Ben teşekkür ederim. Kapanışı yapmadan önce sana (dinleyicilere) küçük bir düşünce tohumu ekelim o zaman Belkıs'ın dediği gibi. Şehirlerimizi tasarlarken önceliği neye veriyoruz aslında? İçindeki arabaların daha hızlı akmasına mı yoksa içinde yaşayan, nefes alan, yürüyen, koşan, bisiklete binen insanların ihtiyaçlarına mı? Sence bisiklet bu denklemde nerede durmalı ve bu dönüşümde senin bireysel rolün ne olabilir? Bir sonraki sohbetimize kadar bunu biraz düşünmeye ne dersin?
Belkıs:
Harika bir kapanış sorusu oldu. Hoşçakal.
Kerem:
Hoşça kalın.
Sonix has many features that you’d love including automatic transcription software, enterprise-grade admin tools, world-class support, transcribe multiple languages, and easily transcribe your Zoom meetings. Try Sonix for free today.
Bir Cevap Yazın